Psikolojide Yaklaşımlar


Psikoloji alanında ilk bilimsel çalışmalar Wilhelm Wundt tarafından 1879′da ilk psikoloji laboratuvarının kurulmasıyla başlamıştır. İlk psikoloji laboratuvarının Almanya’da kurulmasından sonra, İngiltere, Fransa ve Amerika’da çok sayıda laboratuvar kurulmuştur. Bu laboratuvarların kurulmasından sonra psikoloji alanında yapılan bilimsel çalışmalar hızlanmış ve değişik görüşler ortaya çıkmıştır. Davranışı farklı açılardan ele alan bu görüşlere psikolojinin yaklaşımları denir. Bu yaklaşımlar ve savundukları görüşler şunlardır :

A.Yapısal Yaklaşım – Strüktüralizm
Bu yaklaşımı benimseyenlere göre zihin, yapı bakımından algı, düşünce, duygu, irade gibi çeşitli öğelerden oluşur. Psikolojinin amacı, zihnin bu öğelerini ve bu öğeler arasındaki ilişkileri belirlemektir. Böylece uyarıcı, duyum, algı gibi konular bir laboratuvar ortamında incelenebilir. Örneğin deride hangi noktaların uyarılmasının soğuluk, sıcaklık ya da acı duyumlarını meydana getirdiği incelenebilir. Bu yaklaşıma göre psikolojinin yöntemi de içebakış olmalıdır. İçebakış, kişinin bir olay veya etki karşısındaki duygu ve düşüncelerini açıklamasıdır. Bu yaklaşımın öncüsü Wilhelm Wundt’tur.

B.İşlevsel Yaklaşım – Fonksiyonalizm
Zihnin yapısından çok işlevlerini ele alan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımı temsil edenler “Zihin nedir?” sorusuyla değil, “Zihin ne içindir?” sorusu ile ilgilenmişlerdir. Algı, düşünme, irade gibi çeşitli zihin öğelerinin işlevlerini incelemişlerdir. Bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu, insanın çevreye uyumu olmalıdır. Bu uyum içinde insanın ne yaptığı ve niçin yaptığı önemlidir. Psikolojinin amacı da, insanın çevreye uyumunu kolaylaştırmaktır. Bu yaklaşımın öncüleri William James ve John Dewey’dir.

C.Davranışsal Yaklaşım – Bihevyorizm
Davranışçılar, insanın iç yaşantıları ile ilgilenmezler. Bunun için içebakış yöntemini eleştirirler. Bu yaklaşımı benimseyenlere göre psikolojinin konusu, organizmanın gözlenebilen davranışları olmalıdır. Psikolojinin yöntemi de, deney ve gözlem olmalıdır. Deney ve gözlem yöntemiyle davranışlar incelendiğinde bilimsel sonuçlar ortaya konabilir. Oysa içebakış yoluyla bilincin incelenmesi sübjektif sonuçlar ortaya çıkarır. Deneğe iç dünyasıyla ilgili sorular sorulduğunda cevaplar her zaman doğru olmayabilir. Oysa, deneğin davranışlarını gözlemek yoluyla, duygu ve düşünceleri anlaşılabilir. Nitekim bir insanın sevinçli, kederli, kıskanç olup olmadığı davranışlarının incelenmesiyle öğrenilebilir. Bu nedenle uygulanması gereken yöntem objektif olmalıdır. Davranışçılara göre psikolojinin amacı, organizmanın nasıl davranacağını önceden kestirebilmek ve bu davranışları gerektiğinde kontol altına alabilmektir. Alkol uyarıcısı alan sürücülerin kaza yapabileceklerinin önceden bilinmesi gibi. Bu yaklaşımın öncüleri John Watson, Ivan Pavlov ve B.F.Skinner’dir.

D.Bütüncül (Gestalt) Yaklaşım
Bu yaklaşımı benimseyenler, daha önceki yaklaşımları “parçacı” (öğeci) olmaları nedeniyle eleştirirler. Bu öğeci yaklaşımlara göre, nesnelerin algılanması, bunların ayrı ayrı öğelerinin algılanmalarıyla gerçekleşir. Oysa bütüncü yaklaşıma göre her bir varlık, olay bütünlüğü içinde algılanır. Bunun gibi, yaşantılarımız ve davranışlarımız basit öğelerin bileşiminden oluşmaktadır. Yaşantılar ve davranışlar bütün ve karmaşık olaylardır. Bu yaşantılar ve davranışlar fiziksel, ruhsal ve çevresel birçok öğenin belli biçimlerde örgütlenmesinden oluşan bütündür. Bu yaklaşıma göre, “Bütün kendini oluşturan parçaların toplamından farklı ve büyüktür.” Parçalar, bütünün özelliklerine sahip değildir. Örneğin, suyun özellikleri, ayrı ayrı ne oksijende ne de hidrojende vardır. Gestatçılar özellikle algı ve öğrenme alanında araştırmalarına yoğunluk kazandırmışlardır. Bugün bir kimsenin okuma yazma öğrenirken harfleri değil de kelimeleri bütün olarak öğrenmesi bu görüşün eğitime uygulanan bir örneğidir. Bu yaklaşımın öncüleri Wertheimer ve Köhler’dir.
E.Psikodinamik Yaklaşım (Psikanalizm)
Bu yaklaşımın öncüsü S.Freud’dur. Freud’a göre insan doğuştan saldırganlık ve cinsiyet temel güdülerine sahiptir. Doğuştan sahip olunan bu güdüşler toplum tarafından hoş karşılanmadığı için farkında olmadan bilinçaltına itilir. Özellikle çocukluk döneminde bilinçaltına bastırılan bu güdüler kişiliğin oluşmasında belirleyici rol oynar. Freud, insanlarda doğuştan varolduğunu belirttiği temel güdüleri id olarak ifade eder. Bu temel güdüler rüyarlarda, dil sürçmelerinde, hayallerde rahatsızlık şeklinde kendini gösterir. Psikolog kullandığı psikanaliz yöntemiyle bilinçaltına bastırılmış bu istekleri bilinç düzeyine çıkarmalıdır.

F.Hümanist Yaklaşım
Bu yaklaşımı benimseyenler insanı merkeze almışlardır. İnsana bakış açıları davranışçılardan ve psikanalistlerden farklıdır. Bu iki yaklaşım, insanı sadece tepkide bulunan varlık olarak gördükleri halde, hümanist yaklaşımı benimseyenler insanı pasif olarak değil, aktif olarak görürler. İnsanı, gelişme gücünü kendinden alan, oluşum halinde olan bir varlık olarak değerlendirirler. Bunlara göre çevre önemli değildir. İnsan bilinçli ve aktif bir varlıktır. İnsanlar içinde bulundukları durumları kendilerine göre algılar ve bu algılara göre davranışta bulunurlar. Algılamada iç faktörlerin yanında, kişinin o andaki duygularının, ihtiyaçlarının, inançlarının, geçmiş yaşantılarının da etkisi vardır. Hümanist yaklaşımda bilimsel tutum amaç değildir. Temel amaç insanı anlamaktır. İç yaşantıları incelemede en etkili yöntem içebakıştır. Bu yaklaşımın öncüsü Maslow ve Rogers’tır.

G.Bilişsel Yaklaşım
Biliş, insanın dünyayı tanıma, anlama ve öğrenmeye yönelik zihinsel etkinlikleri anlamında kullanılır. Bu yaklaşımı benimseyenlere göre, insan davranışlarını anlayabilmek için, bilinç, dikkat, algı, bellek ve düşünme gibi zihinsel işlevleri incelemek gerekir. İnsan bu işlevleri diğer insanlardan farklı olarak kullanır. Kendi zihinsel gelişimine göre planlar, yorumlar ve değerlendirir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik onun dıştan gelen uyarımları işleyebilme, anlamlandırabilme yeteneğidir. Bu nedenle psikoloji dıştan gözlenemeyen zihinsel süreçlerinin türü ve yapısıyla, gözlenebilen davranışların türü ve özellikleri arasında ilişkiyi araştırmalıdır. Bilişsel yaklaşım zihinsel süreçleri incelerken deneysel yöntemlerden yararlanır. Bu yaklaşımın öncüsü Jean Piaget’dir. Piaget’ye göre, insanın zihinsel gelişimi düzenli bir sıra izler. Nasıl bir çocuk önce emekler sonra yürürse, bunun gibi önce heceleri çıkarmaya başlar, sonra heceleri birleştirir, konuşmaya başlar, somut cisimleri anlar, sonra soyut kavramlara ve genellemelere ulaşır.

H.Biyolojik (Biyopsikolojik) Yaklaşım
Bu yaklaşımı benimseyenlere göre davranışın kaynağını bulabilmek, organizmanın biyolojik yapısını ve işlevlerini anlamaya bağlıdır. Sinirler ile iç salgı bezlerinin yapı ve işleyişinin davranışlar üzerindeki etkisi gibi. Temelde tüm psikolojik olaylar beynin ve sinir sisteminin etkinliği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle davranış ile beyin ve sinir sistemindeki olaylar arasında bağlantı göz ardı edilemez. Örneğin öğrenme üzerinde araştırma yapan bir psikolog, yeni bir öğrenmenin gerçekleşmesi esnasında sinir sisteminde ve beyinde oluşan değişikliklerle ilgilenir. Beynin ilgili bölümlerine verilen hafif elektrik uyarumlarının öfke, zevk ve acı gibi duyumların oluşmasına hatta geçmişte yaşanmış anıların canlanmasına neden olması davranışların biyolojik yapıdan bağımsız olmadığını ortaya koymaktadır. Bu yaklaşımın öncüsü Adolf Meyer’dir. Meyer’e göre, insan davranışları üzerinde biyolojik yapı kadar, psikolojik durumun ve çevrenin de etkisi vardır. Bunun için, biyolojinin yanında psikoloji ve sosyolojinin verilerinden yararlanılmaktadır.

Aşağıdaki Konular da İlginizi Çekebilir:

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>