Para ve Reel Sermaye

Faiz oranlarındaki hareketlerde de görüldüğü gibi ödünç verilebilir sermayenin bol ya da kıt olması reel ( sanayi ) sermayenin bol ya da kıt olmasını ne ölçüde yansıtmaktadır ?

Marx’ın göstermiş olduğu gibi , birçok yazar , yüksek faizin ” sermaye ” kıtlığını ve düşük faizin boşluk “sermayenin” bolluğunu yansıttığını ileri sürerek bu ikisini birbirine karıştırmıştır. Marx’ın analizinin odaklandığı nokta , sanayi çevriminde faiz oranlarının hareketidir ve Marx’ın tartışması , çevrimin birçok ilginç yönünü içermektedir.

İlk adım , kimi temellerin açıklığa kavuşturulması ve sorunun daha açık bir biçimde tanımlanmasıdır. Sorun , cari borçlanma ve ödünç verme nedeniyle değil de , hayali sermaye , tahvil ve geçmiş ödünleri temsil eden değerli kağıt kütlelerinin varlığı temelinde birbirine karıştırılmıştır. Önemli olan şu anda bankalar kanalıyla arz ve talep edilen ödünç verilebilir fonlardır.
Banka kredilerinden soyutlandığında , geriye emptiaya ilişkin ödemeleri erteleyerek sanayi kapitalistinin ticari kapitaliste verilen ticari krediler kalmaktadır. Bu tür kredi otomatik olarak genişler ve reel üretim hareketleriyle anlaşma içine girer ; refah dönemlerinde kredi genişlemesi , atıl sermayenin aşırı derecede bol olduğunu göstermez.

Bir krizde , dolaşım engellenir , güven sarsılır , satıcılar krediyi uzatma konusunda gönülsüzdür ve alıcılar ödemelerinin vadesi geldiğinde ödeyemediklerinde yükümlülüklerini yerine getiremez . Kredi hacmi düşer ve ödünç verilebilir para sermaye kıtlaştığı halde , üretken sermaye aşırı derecede bollaşır yani etkin bir biçimde işlevini yerine getiremez ve satılamayan emptia stokları şeklinde hareketsiz hale gelir. Reel üretken sermaye yetersizliği sadece hasatta başarısızlık ya da benzer bir reel üretim başarısızlığı söz konusu olduğunda ortaya çıkar.

Sadece sanayi kapitalistleri ve işçiler bir arada olduklarında , bir kriz sadece üretim dalları arasında ya da üretim ve talep arasında orantısızlık söz konusu olması nedeniyle ortaya çıkar. Talep yetersizliği , gerçekte ihtiyaçların olmaması anlamına gelir. ” Tüm reel krizlerin nihai nedeni daima fakirlik ve kitlelerin sınırlandırılmış tüketimleridir. ” Bu cümle Marx’ın bir başka yerde kriz ööncesinde ücretlerin düşük değil yüksek olduğu ifadesiyle birlikte ele alınmalıdır.

Banka kredisi krizinin arefesine kadar düzgün bir yeniden üretim aldatmacısını sürdürebilir , dolayısıyla da , çöküş bir sürpriz olarak ortaya çıkar ve finansal krizin nedeni olarak değil de sonucu olarak kendini gösterir.
Artık bankalar hikayeye dahil edilmiştir. Verdikleri kredi üretken olmayan sınıfların tasarruflarındandır ve faal kapitalistlerin reel fonlarını harekete geçirmiştir. Kriz sonrası depresyonda , yeniden üretimin daralması veri iken , çıkış yolu bulamayan bankalar atıl ödünç verilebilir sermayeye sahiptir , dolayısıyla , faiz oranları düşüktür. Canlanma aşamasında , ticari kredi genişler , güven artar ve faiz oranları düşük düzeyde kalmaya devam eder. Bu , ödünç verilebilir sermaye bolluğuyla birlikte reel sermayenin yeniden üretiminin artış göstermesinin birarada göründüğü tek durumdur. Genişleme sürdükçe , sabit sermaye büyür , firmalar büyükmek amacıyla bankalardan kredi çeker , spekülatif planlar ortaya çıkar ve faiz oranları yeniden artmaya başlar.

Sanayi çevrimi sürekli olarak kendini yeniden üretir. Engels burada daha sonraki emperyalizm teorilerine yönelik bir ilavede bulunmaktadır. Dünya pazarının genişlemesini , tekelin ve koruma tarifelerinin gelişmesini tanımlamaktadır.
Krizler uluslararası hale gelir . Çevrim dünya pazarının bir olgusudur ve tek bir ülkeyle sınırlı değildir. Bununla birlikte , bir ülkeden altın çıkışı bir neden değil , semptomdur ; zamanın yazarları altın hareketlerine gereksiz yer vermişlerdir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.