Kuşadası Tatili Ve Tarihi

Mavi deniz ve parlak güneş, yanıbaşında muhteşem bir tarih: Efes, liman kenti, üstelik havaalanına ve İzmir’e sadece 70 km. Öğleden sonraları denizden esen ve ortalığa tatlı bir serinlik katan rüzgar. Bütün bunlar bir araya gelince çok önemli bir tatil merkezi ortaya çıkıyor: Kuşadası!
Kente adını veren ada artık ada değil, Mora ayaklanması sorasında (1834) muhtemel saldırılara karşı güvenlik amacıyla karaya bağlanmış. Adanın asıl adı Güvercinada! Adadaki kale iyi durumda.
Kuşadası’nın ilk yerleşiminin hangi tarihe uzandığı tam olarak bilinemiyor. Buluntular çok eski tarihlerden beri yerleşim olduğunu gösteriyor. Persler’in Anadolu’yu istilası sırasında onların, sonra Büyük İskender’in, daha sonra da Bergama Krallığı ve Roma egemenliklerinde kalmış. Kent İon Birliği (Panionion) döneminde birliğin toplantılarına ev sahipliği yapıyordu. Toplantılar Güzelçamlı yöresindeki Mykale Dağı’nın eteklerinde Poseidon Helikonios’a adanan kutsal yerde yapılıyordu.
Günümüzün sayfiye kenti Roma Dönemi’nde de Efes’in sayfiyesiymiş. Tusan Hotel yakınında görülen hamam mozaikleri de bunu doğruluyor. Kent 1071’den sonra Selçuklular’ın, 1426’da da Osmanlı’nın eline geçmiş. Çok eski yerleşimden fazla bir şey günümüze ulaşamadı. Ancak küçük izler görülebiliyor. Kuştur Tatil Köyü’nün diskosunun bulunduğu tepede kalıntıları görülen Pygela bulunmaktaydı. Tatil köyünün yakınlarında Roma Dönemi su kemerlerinin kalıntılarını da görebilirsiniz. Osmanlı su kemerleri de Burgaz yolu üzerinde görülüyor. Davutlar yakınındaki Kadıkalesi denilen yerde Venedikliler’den kalan kale, onun 2 km. güneydoğu yönünde ise antik Anaia kenti var. Efes yolu üzerindeki orman kampı alanında kalan tümülüs Hellenistik Dönem’e aittir.
Kentin merkezindek Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı 1618’de yapılmıştı. Sıcak Ege yazında bile kervansarayın avlusu hoş bir serinlik içindedir. Otel olarak kullanılan Kervansarayda kalmasanız da yemek yemeye, birşeyler içmeye gidebilirsiniz. Mehmet Paşa’nın 1618’de yaptırdığı Kaleiçi Camisi de kentin eski eserleri arasındadır. Zamanında kenti kuşatan kalenin kalıntıları eski kentte görülebilmektedir. Söke yolu üzerindeki sağlam kalan kulesi günümüzde karakol olarak kullanılmaktadır. Hükümet Caddesi ile Tayyare Caddesi arasında kalan ve tepeye doğru uzanan kesim eski yerleşimin bulunduğu yerdi. (Bugünkü Camii kebir ve Dağ mahalleleri.) Tepede de kale vardı. Tayyare Caddesi’nin ucundaki günümüze ulaşan kapı güney kapısıydı. Bu bölge günümüzde de eski yerleşimin evlerini ve mimarisini sergilemektedir.
İç ve dış sefer yapan yolcu gemilerinin uğradığı liman ve modern yat limanı gemilere ve yatlara hizmet veriyor.
Denize sırtınızı dönüp iç kısımlara yürüdüğünüzde cıvıl cıvıl bir çarşıya girersiniz. Yaz mevsiminde günün her saatinde kalabalıktır ama özellikle akşamları tam bir mahşer yerine döner. İngilizler biraları içip futbol maçında marş söyler gibi şarkılara başlar, bir başka yerde Türkler fasıl geçmektedir. Tabii bu arada Kuşadalı delikanlılar da turist kızların peşindedir.
Sahil şeridi yanında arka taraftaki tepeler de oteller ve ikinci konutlarla dolduğu için kent batı yönünde Pamucak-Özdere’ye; doğru yönünde Davutlar-Güzelçamlı yönlerine doğru büyüyor. Doğu yönünde bu saldırıyı Dilek Yarımadası Milli Parkı göğüslüyor.
Kuşadası bir çok turizm merkezi gibi hızlı ve plansız yapılaşmadan nasibini almıştır. Neyse ki sahil şeridi hemen tümüyle korunabilmiş, yapılaşma denize dayanmamış. Bu nedenle de hemen her yeri plajdır. Şehrin orta yerinde, yolun kıyısında denize girilip, güneşlenilebilmektedir. Bu özellik de çok az tatil merkezimizde bulunabilir. Kent içinde denize girmek istemezseniz Kadınlar Denizi’ne dakika başı giden minibüslerden birine bineceksiniz.
KADINLAR PLAJI
Eskiden Kadınlar Denizi deniliyordu, şimdi Kadınlar Plajı da deniliyor. Bu ad kadınlarla erkeklerin birlikte denize girmedikleri dönemlerden geliyor. Tabii bu iş çok gerilerde kaldı, şimdilerde kadınlar plajını üstsüzler dolduruyor. Yol boyunca palmiyelerin sıralandığı upuzun açık kumsalı ile Kuşadası’nın en popüler plajıdır. Kimi araştırmacılara göre mitolojideki Ulysses’in Troia’ya ulaşmaya çalışırken sirenlerin çağrısına dayanamayan gemicilerin kayalara sürüklendiği yer burasıdır. (Benzer bir öyküyü İzmir/Foça’da okuyabilirsiniz.)
Plaj çevresinde değişik yeme içme ihtiyacınızı karşılayacak yeteri kadar seçenek bulabilirsiniz. Kent merkezine 3 km. uzaklıktaki Kadınlar Plajı sahil şeridinde birçok nitelikli otel de bulunmaktadır.
Çevredeki diğer plajlar ve Aqua Park
Antalya’da Dedeman Aqua Park ile başlayan su oyunları merkezleri yatırım furyası Kuşadası’nı da etkiledi. Kuşadası girişindeki Tusan Oteli’nin arka tarafındaki yamaçlarda Adaland Aqua Park açıldı. 24 saat açık tesiste çeşitli su kaydırakları, dalga ve aktivite havuzları, çarpışan botlar, animasyon, bar, restoran türü fasiliteler yer alıyor. Çocuklu aileler için ilginç ve eğlenceli bir gün olabilir.

Kuşadası çevresinde güney yönünde Güzelçamlı (Zeus) (23 km.), Küçük ve Büyük Kalamaki (30 km.) gözde plajlardır. Burada deniz kumundan çıkan kaynak suyu ve köklerinin yarısı denizde olan ulu çınar ağacı görülmeye değer bir doğal anıttır. Daha ilerideki Odun iskelesi ve İlyas Ağa plajlarına ancak denizden ulaşılabiliyor. Kuzey yönünde ise Pamucak plajları bulunur. (Selçuk bölümüne bakınız)
Körfezin güney ucunda, Doğanbey Burnu’nun doğusundaki liman Sünger Burnu’na uzanır. Limanın kuzeyindeki Kısık Yarımadası’ndaki tepede İonia kentlerinden Lebedos’un kalıntıları bulunmaktadır. Sünger Burnu’nun doğusundaki Çam Limanı tekneler için uygun demirleme yeridir.
DİLEK YARIMADASI MİLLİ PARKI – GÜZELÇAMLI
Davutlar ve Güzelçamlı’yı geçtikten sonra bölgenin en güzel doğal alanına ulaşılır.
10.995 hektarlık Dilek Yarımadası doğal alanı, 1966’da Milli Park ilan edildi. Dilek burnu ve çevresini içine alan Milli Park’a 07.00-20.00 saatleri arasında girilebiliyor. Bütün bir günü geçirebilirsiniz. Girişten sonra ana yol boyunca ilerlerken 1. km’de sağa doğru İçmeler Koyu tabelasını göreceksiniz. Ağaçların gölgesinde güzel bir koy, İçmeler. Aydınlık koyu (5. km) güzel kumsalıyla, Kavaklıburun (7. km) çınarlarıyla, Aydınlık kumsalı (11. km) güzel plajıyla ilgi çekiyor. Koylarda günübirlik ihtiyaçlarınızı karşılayacak tesisler ile piknik masaları ve ocaklar bulabilirsiniz. Deniz kenarında uzanıp yatanlardan değilseniz Milli Park’ta sık ağaçlıkların arasındaki patikalardan içerilere, tepelere doğru yürüyüş yapmanın keyfine bir bakın.

6. km’deki kanyon ve Dikkaya Vadisi küçük dereleri, sık bitki örtüsü ve patikalarıyla iyi bir trekking parkuru.
Milli Park’ın en yüksek yeri 1237 metredeki Dilek Tepesi’dir. Dağlık arazi konyonlarla, vadilerle bölünmüştür. Akdeniz bitki örtüsünün hemen bütün türlerini bir arada görebilirsiniz. Özellikle kuzey kesiminin bitki örtüsü çok zengindir. Defne ve kestane kuşakları yanında yüksek nem nedeniyle ıhlamur ağaçları da göreceksiniz.
Bu özelliği ile Karadeniz’i andıran bitki örtüsü şaşırtıcıdır. Ülkemizde çok az yerde yetişen kartopu ağaçları, Finike ardıcı topluluğu, pırnal meşesi ve dallı servilerin yetiştiği tek yer burasıdır. Bitki örtüsünün zenginliği hayvan türleri için de zenginlik getiriyor.
Milli Park’ta Anadolu parsı, yaban öküzü, yaban domuzu, vaşak, tilki, sansar, çakal, kurt, yabanileşmiş at ve tavşan gibi memeliler ile nesli azalan kartal, atmaca, şahin, akbaba gibi yırtıcı kuş türleri bulunur. Denizi ise balığın pek çok çeşidini sunar.
Milli Park’ta tepelere kadar çıkmayı düşünüyorsanız bunu yöreyi bilen bir rehber eşliğinde denemelisiniz. Ya da Kuşadası’ndaki seyahat acentalarının jeeplerle düzenlediği “Safari Turları’na” katılmalısınız.
KARİNE VE DOĞANBEY
Priene’den çıkıp Miletos için anayola dönmeden önce Karine’yi keşfetmeye ne dersiniz. Doğanbey’e yerleşen kentli aydınlar uzun yıllar önce çevrenin farkına varmışlar ve eski bir Rum köyü olan Doğanbey’deki evleri satın alıp restore etmişler. Gözlerden uzak bir tatil dünyası yaratmışlar kendilerine. Bu evlere bakıp da imrenmemek imkansız.
Karine’ye Doğanbey’den minibüslerle gidilebiliyor.
Ege’ye boğazlarla bağlı gölün uç nokktasında Karakol burnu çevresinde Karine antik kent kalıntıları bulunuyor. Kiralayabileceğiniz bir tekneyle Üçgözlü Güvercin mağarasına kadar gidebilirsiniz. Mavinin her tonunu içinde barındıran Karine, sıcak ve soğuk su yataklarına ve bol miktarda planktona sahip olduğu için çok zengin bir balık yatağı. Gölün az tuzlu sularında kefal, levrek, belikop ve lidaki kaynıyor. Çipuranın küçüğü lidaki (lida da deniyor) bölgenin en çok avlanan balığı.

SİT alanı olan bölgede konaklama olanağı yok. En yakın pansiyon Dalyan mevkiinde. Karine Kır Gazinosu salaş ortamıyla ilgi görüyor. Bölgenin balıklarından ısmarlayabilirsiniz. İsterseniz canlı levrek de satın alabilir siniz.

Latest Comments
  1. avşa adası

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.