Faiz Hadlerinin Yükselmesi

Türkiye’de 1980 yılından bu yana uygulanan istikrar politikalarının temel unsurları yüksek faiz uygulamasıdır. Tasarruflara enflasyonun üzerinde bir getiri sağlamayı hedef alan yüksek faiz politikalarıyla temelde tasarrufları arttırmak suretiyle kullanılabilir fonları yükseltmek ve dolayısıyla ekonomik büyümeni hızlandırılması, ödemeler dengesinin iyileştirilmesi, gelir dağılımının düzeltilmesi gibi uzun vadeli amaçlarla enflasyon hızının makul seviyelere indirilmesi gibi kısa vadeli amaçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Ancak Türkiye’de 1973-1980 yılları arasında özel tasarruf oranı %11,42 iken 1981-1988 dönemi ortalaması da önemli bir değişiklik göstermemiş ve %12,82 düzeyinde gerçekleştirmiştir. Türkiye’de 1980 sonrasında yüksek faiz uygulamaları, firmaları büyük ölçüde borçlanmaya dayalı olarak faaliyet gösterme yoluna itmiş ve böylece faiz giderleri üretim maliyetlerinin sabit ve önemli bir unsuru haline gelmiştir. Firmalar faiz giderlerindeki artışı, talep koşullarına bağlı olarak büyük ölçüde nihai fiyatlara yansıtmışlardır. Yani yüksek faiz politikaları 1980 sonrası dönemde ekonomik fiyat istikrarı sağlama ve enflasyon hızını yavaşlatma konularında başarılı olamamış, enflasyon maliyet artışları yoluyla devamlılık arz etmiştir.

Türkiye’de 1980 sonrası dönemde kamu kesimi ve özel kesim sabit sermaye yatırımları, 1980 öncesine oranla belirli bir yavaşlama eğilimine girmiş, bu yavaşlamadan en olumsuz etkilenen ise imalat sanayi yatırımları olmuştur. Bu dönemde, iç borçlanma tahvillerine verilen yüksek faizler, ülkedeki genel faiz düzeyini yukarı çekici etki yapmıştır. Devlet tahvilleri ve hazine bonolarının yükse faiz cazibesi, bankaları ve sanayi işletmelerini devlete borç verip onun faiziyle birikimi sürdürme yoluna itmiştir. Özellikle devlet tahvili alımlarına sağlanan vergi bağışıklığı gibi teşvikler, üretken sermayedarların da rantiyeye dönüşmesine yol açmıştır.

1980 sonrası dönemde Türkiye’de faizlerin serbest bırakılmasıyla hızla yükselen faiz oranları, kredi faizlerini de yükseltmiştir. Faizlerin serbest bırakılması olayı, toplumdaki gelir ve servet dağılımını önemli ölçüde bozmuş ve belli kesimler yararına servet birikimlerine ve ekonomik tekelleşmeyi hızlandırmıştır. Kredi faizlerinin yüksekliği, sanayi kuruluşlarının el değiştirmesine ve tekelleşmeye ortam hazırlarken, mevduat faizlerinin yüksek tutulması da, rantiye sınıfının dolmasına neden olmuştur.
Sonuç olarak 1980 sonrası izlenen faiz politikalarının gelir dağılımını bozucu, üretken sermayenin rantiyer bir özelliğe doğru kaymasına yol açan, yatırımları yavaşlatan etkileri olduğu söylenebilir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.