Avrupai Olmak

Kendi kültürünüzden çok uzaklarda yaşıyorsanız eğer; önyargınızı arka cebinize koyup öyle hayatta yer almaya çalışmalısınız. Bir kere şunun farkında olmalısınız; inançlarınız, kültürel değerleriniz, gelenek ve görenekleriniz, hayatta vazgeçemedikleriniz sadece ve sadece size ilgilendir.

            Ben, Londra hayatıma başlayalı hemen hemen 8 ay oldu. Pek tabi ben de birçok değişikliğe sebep oldu süregelen Avrupai tarz. Çok farklı bakış açıları kazandım gündelik hayatın içinde. Öncelikle şunu fark ettim; hayat burada kişiler üzerinden devam ediyor, toplumlar üzerinden değil. Kişiselliğin sınırlarının zorlandığı bir toplumla karşı karşıya oldum her daim. Her ne kadar kimse seslendirmese de bunu ‘bana ne, beni ilgilendirmiyor’ tavrını her daim hissettim insanların hayat tarzında… Bir insan hayata sadece ve sadece yaşamak, günü gün etmek için geldiyse, ondan başkalarını düşünmek, toplumun bir parçası olduğunu hissetmek, aile kurmak, çoluk çocuğa karışmak gibi bizim pek yakın olduğumuz toplumsal değerleri beklemek pek doğru olmaz herhalde.

            Bireysel olmak ve hayatı yaşamak adına neler yapılabileceğini görmek için gözünüzü biraz sokağa çevirip insanları izlemeniz yeterli. Elinde poşetlerle evine meyve, sebze taşıyan insan göremezsiniz mesela. Niçin mi? Onun için sarılmış bir dilim karpuz yeterlidir de ondan. Marketlerde en çok rağbet gören reyonlardan birisinin de, tek kişilik paketlerde satışa sunulmuş hazır yiyecek reyonudur hiç şüphesiz. Evlerin yatak oda sayısına göre pazarlanmasınada şaşılmamalı. Ev, sadece yatmak içindir pek çoğu için. Misafir odasının imkânsızlığını hiç bahsetmiyorum zaten.

           Pek tabi bu durumun artıları ve eksileri nedir dediğinizde ciltler dolusu kitap yazılabilir. Elbette burada ondan uzun uzadıya bahsetmeyeceğim ama bir kaç şey mısralandırayım onun için.

              Yalnızlığa itilmiş, hayatı 5 gün çalışıp 2 gün eğlenmek olan bir insan,eğlenmek adına her şeyi yapabiliyor. Öyle ki bazen insanlar, özellikle de gençler , ahlaksızlığın mihmandarlığında insaniyet sınırlarını aşarak uçuruma doğru yol alabiliyorlar zevkleri uğruna. Bunları isterseniz karşılaştığım bir iki olayla örneklendireyim. Bir arkadaşımın davetiyle Londra’nın merkezinde bir konuşma kulübüne katıldım yakın zamanda. Programın olacağı yer; Bar, restaurant , cafe shop tarzı bir yerdi. Zaten İngiltere’de hemen hemen tüm insanların toplanma yerleri bu tarzdadır. İçkisiz ve kahvesiz bir hayat düşünmek saçma olur zaten burada. Onun içindir ki; Hemen hemen tüm iş ortaklıkları buralarda başlar. Önce sarhoş oluncaya kadar içerler sonra da sert kahvelerle uyuşmuş beyinlerini uyandırarak ciddi iş antlaşmaları yaparlar.

              Bu ekstra anekdottan sonra devam edeyim isterseniz kaldığımız yerden. Dar merdivenlerden yukarı çıkarak loş ışıklı bir odayı giriyoruz. Oda da 6-7 masa ve üç beş insan elinde içki bardaklarıyla kahkahalar atıyorlar. Odanın duvarlarında çok eski siyah beyaz Londra fotoğrafları asılmış. Köşede Londra modalı saçlarıyla bir genç gülümseyerek selamlıyor bizi. Kısa bir tanışmadan sonra kendisinin İngilizce öğretmeni olduğunu ve bu programı organize ettiğini öğreniyorum.

                Bir müddet sonra farklı simalar sahne alıp farklı hikayelerle gelenleri güldürmeye ve eğlendirmeye çalışıyorlar. İşte burada insanların eğlenmek adına neler yapabileceğine bir kez daha tanık oluyorum. Sahnedekiler bizim , değil konuşmak ;ima etmekten kaçındığımız alanlarda çok rahat dolaşıyorlar. Yaşlısı genci hiç yüzü kızarmadan kahkahalar atabiliyor, ahlak, terbiye, mahremiyet umurlarında olmadan doyasıya eğleniyorlar. Elbette ben yadırgamıyorum hiçbirini. Bu onların hayat tarzı ve beni hiç de ilgilendirmiyor. Ancak içimde bir acıma duygusuna engel olamıyorum. İçerisinde Cambridge’de avukatlık okuyacak kadar başarılı olan birisinin bu ahlaksızlığa düşmesi üzmüştü beni açıkçası ve bunun gibi onlarcası vardı belki de etrafımızda. Ve biz hiç bir şey yapamıyorduk. Ve oradan ayrılıp kalabalığından arasından sıyrılarak caddede yol almaya başladık.

            Hemen şurada size soracağım şeyi bir iki saniyede olsa düşünmenizi istiyorum. Rezilliğin bir zirvesi var mıdır ve bir insan hayvandan da daha aşağı olabilir mi sizce? Aklınızda bir takım cevaplar oluştu eminim ama ben size hemen burada karşılaştığım bir olayı anlatayım ve siz,bir daha düşünün.

           Kusura bakmayın anlatılması bile abes olan bir olayı sizinle paylaşmak istemezdim ama bu, bize her zaman altın tepside sunulan şeylerin aslında ne olduğunu göstermesi açısından önemli. Ben yine de özür diliyorum öncelikle bu anlatım için. Londra’nın önemli caddelerinden birinde de yol alırken uzakta iki kız ve biri diğerinin koluna girip arkadaşına yardımcı olmaya çalıştığını fark ediyoruz. Öncelikle kızın içkili olduğunu ve istifra edeceğini ve ondan yere doğru eğildiğini düşünüyoruz. Çok şaşırmıyoruz açıkçası çünkü burada kendisini kaybedinceye kadar içip sonra da yolun ortasında istifra edenler çokça fazladır. Onun içindir ki sokaklarda ki çöp bidonlarının kapakları yoktur. Ama yine de sokak ortasında her an karşılaşabilirsiniz istifra kalıntılarına. Kusura bakmayın anlatması iğrenç ama işin gerçek tarafı bu.

                  Bir müddet sonra yanıldığımızı fark ediyoruz ve şok oluyoruz gördüklerimiz karşısında ve inanamıyoruz gözlerimize… Bir anda küçük dilimizi yutacak gibi oluyor, hayretler içerisinde kalıyoruz.’Bu mümkün değil, imkânsız diyoruz’ arkadaşımla birbirimize bakarak ama biraz sonra gerçek olduğunu fark ediyoruz. Zar zor yürümeye çalışan bir genç kız (tekrar özür diliyorum) yolun ortasında idrarını yapmaya başlıyor ve bir müddet öyle durduktan sonra idrarını yapa yapa yürümeye devam ediyor. Yaklaşık bir 20 metre kadar bu şekilde yürümeye devam ediyor ve ara sokaklarda kayboluyor.

              Tekrar çok özür dilerim böyle bir şey sizinle paylaştığım için.Kendi sınırlarımı zorlayarak, bir takım şeylerin gerçek yüzlerini göstermek adına paylaştım sizlerle bunları.Bununla ilgili görüşleri ve yorumları sizlere bırakıyorum artık, ben daha fazla devam edemiyorum çünkü.

          Muhabbetlerimle… Sevgiyle kalın…

Kaynak : http://mylondonpicture.blogspot.com/2010/03/avrupai-olmak.html

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.